ABDURRAHMAN OĞLU OSMAN SABRİ (1)
Büyükbabam ,Babamın Babası ,1884 Selanik Şehri Doğumlu ,Babası ne iş yaptığını duymadım… Ama…
Annesi Fatma hanım, işiyle müsemma lakabı, Modistracı Fatma hanım.
Beş erkek kardeş, Fatma hanım ömrünün son günlerine kadar “Bu beş oğlanı ben, makine başında, dikiş dikerek büyüttüm” deyip, gelinleri hizaya sokmasınla da ünlü… Halamın anlattıklarından.
Büyük ağabey ,Mahir, İdadiyi bitirdikten sonra İstanbula gönderiliyor,Okusun diye, o zaman için sanırım, İngiltereye okumaya gitmek gibi,hangi parayla, nerde kalıyor,genç çocuk,nasıl yaşıyor?muamma…Tıp fakültesini bitiriyor, onla da kalmayıp,Anatomi Profesörü oluyor.Zannedersem
Büyükbabam dan 6 -7 yaş daha büyük olsa olsa sene 1900 ler in başı en geç…Derken Osman da ayni nedenlerle, yani ağabeyi herhalde para kazanmaya, maaş almaya başlayınca ,İstanbula gönderiliyor.
Osman Hukuka meraklı, ağabisine durumu utana sıkıla söylüyor ancak kabul görmüyor.”Doktor ailesine Eczacı gerek “diyor Mahir bey ve Büyükbaba Eczacı Fakültesine yazılıyor,”O kadar meraklıydım ki hukuka samiyin sıfatıyla (Dinleyici olarak) Hukuk fakültesinde derslere girerdim” dediğini hatırlarım.
Mahir ağabeyim diktatördü derdi, kendisi de öyleydi… Başkalarına karşı sempatik, nüktedan ,sevecen Büyükbaba ,iş babama gelince esip savururdu,Doğduğum zaman o zamanki moda usule göre,Osmanbeyde,
Yaptırılan Aile apartmanına geçilmiş,Büyükbaba – Babaanne, Hala – Enişte, Büyük Teyze –Büyük Enişte , Bizler ve bir kiracı ve Kapıcı Fatin ve Kocası Recep,çocuksuz Kapıcı ailesi ne tuhaf değimli…?
Kapıcı Fatin hanım da, Halamın kızı Tülay ın bakıcısı,o zamanki deyime göre Dadısı…Bırakmak olmaz onlarda kapıcı olmuşlar,daha sonra anlatacağım Dadı Fatin i, müthiş bir karakter,Büyükbabamın demesiyle, Kastamonu,Cide camiasının, Erkan-ı Harbiye Reisi,her şey ondan sorulur…Bu “Kaymakoğlu”apartmanı ilerleyen senelerde işler kötü gidince tarafımdan satılmıştır.İşler daha da kötü gitmiştir, halen de kötü gitmektedir….
Eskiden mektuplaşılırdı, ayni apartman olsanız bile, kapı çalınır, Recep efendi gelir,annem pusulayı alır,Babama seslenirdi “Zeyyat, name geldi….”Babam eski Türkçe name yi alır okurdu,eğer “Oğlum Zeyyat” diye başlıyorsa mesele yok, “Zeyyat efendi” diye başlıyorsa, genelde şöyle olurdu ,Babam name yi alır yukarı Büyükbabamların dairesine çıkar ve biz aşağıda beklemeye başlardık…Biraz ,aşağı yukarı 15 dakika sonra beklediğimiz olurdu,yukarda vaveyla kopar, bağırışlar yükselir, üstüne bazı şangırtılar eklenir, aydınlıktan Halamla Annem durumu değerlendirirler, yapacak bir şey yoktur beklemekten başka… bekleriz birkaç dakika sonra Babam derin soluyarak,sinirli aşağıya gelir. Zaten bir müddet sonra da Babaannem iner ,Babama ,nasihat vermeye, zavallı ,Babam tarafından kovulmaktan beter edilir, gider,kavga bitmiştir…
Asabiydi Büyükbabam öyle derlerdi, Babamda asabiydi, öyle derlerdi, bende asabi olmuşum bu yüzden.
2
Büyükbabanın Eczacı çıktığı 1905 yılında,
Eczacılara ,o senelerde mecburi hizmet var,Büyükbaba yı da Priştine ye tayin ediyorlar, Askerlik yok,mecburi hizmet 6 yıl.
Devletin Eczanesi, ancak geliri onu idare eden eczacıya ait, vergi sistemini bilmem, ama büyükbaba para kazanıyor, ailesine gönderiyor ve memnun…. “İlk sermayemi eczacılıktan yaptım” derdi.O zamanki eczacılar preparatları ,Havan la kendileri hazırlıyorlar, ilaçfabrikası yok ve herhalde bayağı karlı….
Bu 20 yaşındaki genç eczacı 6 yıl ,26 yaşına kadar Priştine de eczacılık yapıyor,O zaman İttihat ve Terakki cemiyeti çok güçlü ve okumuş gençler arasında katılım yüksek,zaten ister istemez gençler İttihatçı olmak zorunda, mahalle baskısı var,Büyükbaba da İttihatçı oluyor, belkide biraz zoraki,
Derken bir gün bir görev veriliyor kendisine, birde tabanca, ve deniyorki “Falancayı bu tabanca ile vuracaksın Osman bey….”Büyükbaba fena halde panikliyor, o güne kadar bırakın tabanca ile ateş etmek eline bile almışlığı yok.Günlerce düşünüyor, “ben müsait değilim” demek gibi bir durum da sözkonusu değil, Suikast planlandığı gibi yapılacak ve görev tamamlanacak ve başka görevler alınacak.
Uykusuz geçen gecelerin birinde aklına geliyor,komiteye gidip “Ben eczacıyım, nasılsa bir gün bu zat hastalanır, Doktor çağırırlar,Doktorda bir reçete yazacaktır,getirin reçeteyi bana ben bir ilaç hazırlayayım, zat-ı muhterem rahmetlik olsun “diyor.
Kabul ediyorlar teklifi ve az zaman sonra bir reçete geliyor, ve gayeye uygun bir ilaç hazırlanıyor.
Büyükbabanın suikastçı olarak İttihatçılığı fazla sürmüyor.Birgün Eczanede otururken kalfa geliyor,
“Osman bey ,Serezden iki balya pamuk göndermişler size “ diyor. Balya larla birlikte bir not:
“Oğlum Osman ,Pamukları sat ,iki tane Arnavut piştovu al,gönder.Baban”Serez pamuğu kıymetli olduğundan çabuk satılır, Pştovlar alınır ve Selaniğe gönderilir.Bu alışveriş Osman bey mecburi hizmeti dolduruncaya kadar devam eder,Priştine dönüşü, artık sağlam sermayesi olan Osman bey evlenmeye karar verir.Gelin uzak akrabalardan ,daha doğrusu amca torunu Nezaket tir,Ümmühan Nezaket henüz 17 yaşındadır .Evlenirler ve Sereze yerleşirler.Artık Osman bey kardeşi Nurettin ile Manifatura cılık yapmaktadaırlar. O devirde Manifatura mağazalarında , Kumaştan,tuhafiyeye,düğmeden,zücaciyeye tüm ihtiyaç bulunur. Babam Zeyyat 1 yıl sonra dünyaya gelir, Osman beyin Annesi Modistracı Fatma hanım ve Babası Abdurrrahman beyde onlara katılırlar beraberce torun büyütülür.Serezde mutludurlar,Ayni yıl Nurettin Amca nın oğlu Sabih dünyaya gelir,İki elti çok anlaşırlar, severler biribirlerini…
Mutlulukları fazla uzun sürmez, bir sabah Tezgahtar Dimitri iki şapka ile telaşla çıkagelir.”Bulgarlar isyan çıkardı, Beyler Şapka giymeden sokağa çıkmasınlar.” Der.Osman bey ve Nurettin Amca telaşla mağaza ya yollanırlar.Çok geçmeden Bulgar çeteciler mahalleyi basarlar.Evlere girer erkek çocuklaru süngülerler ve malları yağmalamaya başlarlar. Abdurrahman bey evdeki ziynet eşyasını çıplak beline sarar ve Fatma hanımı alarak bir köşeye oturur.Küçük Zeyyat ise ağzı tülbentle kapatılarak yüklükte yatak altlarına saklanır, Yatakların önüne yiyecek malzemesi yığılır ,kilere benzetmek için.
Çeteciler dipçiklerle kapıya vurduklarında bizimkiler hazırdırlar,”Hanım bu evde erkek varmı?”
“Yok,kocam İtalyan muharebesinde öldü,Kör Babamla,Hasta Annem var “ der 18 yaşındaki Nezaket,
Etrafı kolaçan ederler, bir şey yoktur,Fatma hanımın evden kadınlara dikiş diktiği odanın kapısını iter ler, açılmaz, “bir şey yok ki der” Nezaket,çekip giderler.Canları kurtulur,ama Mağaza talan edilmiştir,yapacak bir şeyde yoktur,O akşam toparlanıp asker vagonlarında İstanbul a yola çıkarlar,Artık ne Selanik vardır nede Serez onlar için.Neden sonra tekrar İstanbul da iş kurdukları zaman Fatma hanımın küçük sermayesi onlara ilaç olacaktır…
1917 yılına kadar çeşitli işler yaparlar,ancak harp patlamıştır ve durum gittikçe ciddi bir hal almaktadır.1917 yılında eczacıların orduya çağırıldıkları bildirilir…Osman bey fazla kahraman değil,ne yapacağını kara kara düşünmeye başlar.Tam o sırada Selanikten tanıdığı kendinden büyük bir zatın
İstanbul a Merkez Komutanı olarak tayin edildiğini öğrenir. Olsa olsa ona yardımcı olacak kişi bu zattır.Onu bulup durumu izah edecektir, ve ne yapıp ne yapıp bu askerlik işinden kurtulmayı deneyecektir.Sabah ilk işi eski püskü elbiseleri giyip Merkez komutanlığı na gitmek olur.Komutan henüz gelmemiştir ve heryer ana baba günüdür.Kapının kenarına çömelir ve beklemeye başlar.Neden sonra Komutan gelir, yanından geçerken Osman bey çizmelerine sarılır,Komutan şaşırır, tanır onu
“Osman ne işin var burada der,gel içeri…”Osman bey Askere çağrıldığını ,Verem olduğunu, çalışamadığını,eğer giderse ,perişan olacağını,aksi takdirde iki çocuğa kimlerin bakacağını, anlatır”
“Merak etme Osman “ der Kumandan “Sana bir tebdil hava yazarız, gidersin .”
Derhal harekete geçerler,Zeyyat yedi yaşında, Halam Beria ise daha henüz 3 yaşındadır.
Budapeşte ye doğru yola çıkarlar trenle,Halam Beria Macaristan daki günleri hatırlamaz,döndüklerin-
de halen 8-9 yaşındadır.Babam ise ya gerçekten hatırlamadığından ya da yatılı okuldaki Macar disiplininden bunaldığından hatırlamak dahi istemez, halbuki döndüklerinde eni konu 12 – 13 yaşındadır ancak ,hiç söz etmez Macaristan dan.
Neden sonra Budapeşte döneminin detaylarını Babaannemden dinledim “ Baban su gibi Macarca konuşurdu,hatta Çardaş Fürstin operetinde baştan sona kadar bize tercüme etmişti, biz o zamanlar henüz Macarcayı tam kavrayamamıştık” derdi. Bunları Babaannemden öğrendikten sonra bir gün Babama “ Sen istersen Macarcayı çok kısa bir zamanda tekrar konuşabilirsin “ demiştim.O da ağzını bükmüştü,konuşupta ne olacak gibilerinden, anlardım…
Budapeşte deki Avrupai hayat tarzına çok çabuk uyum gösterirler,Büyükbaba Osman bey Türkiye den Kuruyemiş, İncir, üzüm gibi bazı mallar getirtmekte, İstanbul a da ihtiyaç maddelerini göndermektedir.
İthalat ve İhracat…
(3)
Budapeşte o devirde aristokrat bir şehirdir, Macaristan,İmparatorluktan(Avusturya – Macaristan İmparatorluğu) kopmuş kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmaktadır,orta Avrupa nın en çekici şehirlerinden biridir.
Eve Hizmetçi alınmaya karar verilir ve gelenler muhakkak yanlarında bonservis karneleriyle gelirler.Daha sonra Nezaket hanım Macarcayı eve gelen hizmetçi kızlardan öğrendiğini itiraf eder,hem çok güzel hemde çok beceriklidirler,Nezaket hanım daha sonraları bizlere pişirdiği Macar çorbaları,Macar yemeklerini onlardan öğrenir.
Küçük bir çocukken, bazen Büyükbaba ve Babaanne durup yabancı bir dil konuşurlardı aralarında ,anlamıyalım diye,bazen kavgalarını da bu dille yaparlardı kendi aralarında…”Nemlehet Osman…”hatırımda kalan ,anlamazdım,neden sonra Saniye nin Yeğeni Ediz bir Macar kızınla (Noemi)
Evlenip yan dairemize taşındıklarında öğrenmiştim ne anlama geldiğini.”Olamaz Osman…” ne de kibarlarmış….
Bir de Babaannemin, “ Jebembe Alma Van” cümlesi ile bana Macarca öğretmesi, ve Türkçe ile ne kadar benzer yanları olduğu Macarcanın.Bu da “ Cebimde Elma Var” demekmiş.Vay be ne ilginç,” Acaba bende kolaycacık, Babamın yaptığı gibi Macarca öğrenebilirmiyim.?” Diye düşündüğüm olmuştur.
“Bir taraf Buda ,karşı taraf Peşte, biz Buda da otururduk iyi bir muhitte…Arasından Tuna akar.Şehrin ortasın da kocaman bir monument vardır, Macar atlısı, Türk bayrağını çiğniyor.Şehire bir Türk kafilesi geldiğinde üstünü kapatırlardı.”diye anlatırdı Babaanne, Ne zarif insanlar, protesto, bombalama,suikast filan yokmu ozaman yoksa adamlar biraz saf mı ne?
Sonra ,”Ahşap Parke Caddeler vardı.” Diye anlatırdı Babaannem, bu kısmını anlamazdım, Ahşap Parke Caddeler….Ahşap Parke Caddeler…. Pahalı bir şey .Evde annemin parkelere bu kadar özen gösterip, su damlamasına bile kıyamadığı zamanda, Budapeşte de Ahşap Parke Caddeler….Aşmışlar canım….
Arada Almanya ya giderler, “Kürbad” a tedavi amacıyla kurulmuş bir takım Sanatoryumlar veya Sağlık merkezleri , o zamanlar avrupada çok revaçta olan,açık havada jimlastik, yürüyüş, Termal banyolar, sağlıklı beslenme .
İstanbul da o zaman en modern kadınlar bile sıkma baş ile dolaşırken, ailece Balaton gölü kıyılarında tatiller, Osman bey ve Nezaket hanım yün mayoları içersinde…çoluk çocuk yüzme sporu yaparlar, fotograflar arşivde mevcut…
Bu geziler biraz da Nezaket hanımın sağlık durumuna endeksli,biraz sık ve çeşitli hastalıklar geçirdiğinden, tedavi amaçlı…”Bu Annene (Babaanne demek istiyor) dünyanın parasını harcadım, iyileşsin diye, O beni sinir hastası yaptı.” Derdi Büyükbaba, arkasından ilave ederdi “Sinir Sitrat de Nezaket….”
Devamı Haftaya…..
Selim Kaymakoğlu Ekim 2008
26 Ağustos 2009 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder