29 Kasım 2009 Pazar

SEVERDİ DİYE

SEVERDİ DİYE….

Denizlerden nice Şavklar,Yakamozlar topladım,Ne Kabuklar,Ne Taşlar…
Ne Gün Doğumları…
Nede Batan Güneşler
Topladım da Sakladım,Belki Veririm de Sevinir Diye…
Yol Kenarından Ne Çiçekler,Ne Kekikler Topladım,
Kokusunu,Rengini Severdi Diye…

Dağların Doruklarına,Bağların Kuytularına,Ovaların Sonlarına Baktım,
Bakardı, Bakardı da Bir Oh Çekerdi Diye…

Issız Mavi Koylarda Berrak Suların Diplerini Gördüm,Balıkların Oynaştığı Girerdi,Girerdi O Sulara da Serinlerdi Diye….
Bana Bakardı,Bakardı da Belki Yanağımdan Öperdi Diye…

Kasım 28 ,2009

23 Ekim 2009 Cuma

BAKIYORUM HALKİ DEN RODOS A......

Bakıyorum Halki’den Rodosa….

Sahilde Oturuyorum… Bakıyorum…. İlkönce Liman İnşaatına. Sonra küçük körfezdeki evlere, sonra, insanlara…

Yassu… Tikanete?, iyilermiş…. İş az mış… Sezon bitmiş… Eee be Kirye bu şikayet heryerde ayni…diyorum…Yassu my Friend….

Sıgara varmı? Var. 3.25 Euro ,Prince.

Ver bi kahve, metriyu olsun.Ben getireyim.. Yok be zahmet etme.Benim derdim yarenlik,Kahve bahane….

Dün akşam, saat 7 sularında girdim… Datça(!) diye…. Meğersem, Halkiymiş, Rodos karşısı… Rodosun Karşısı da Bozukkkale,toplam 35 mil… Çok be bir akşam daha kalayım bari….Alman teknecilerle konuştum.Harita varmı?Yok, GPS ? ( Yön tayinine yarayan alet),Dürbün? Yoook… Dediler… Cesaret.Ben dedim içimden Salaklık başka başka ne olabilir…Ama onlara, siz varsınız ya sormak için dedim.Gülüyorlar, Cesaret diyorlar…Bana 25 euro bozdular, biraz da köfte verdiler, ben de sabah teknelerine teşekkür notu ile, bir şişe şarap bıraktım…Göçek port Marina ya döneceklermiş, Zenginler galiba? Biraz borç istesemmi?dur bakalım….. Yahu ne var bunda sora sora benim bildiğim Bağdata gidilir… Eskiden, böyle Haritalar filan, GPS mi vardı ?Rodos a gideriz , burnu gördükmü kırarız Kuzeye Bozukkale, olmadı Simi, Türkçe ismiyle Sömbeki… Eh ordan da şaşıracak halimiz varsa… buna diyecek bir şey yok… çıkarız yine Rodos a…..Benim pusula da bir enayilik var galiba… ben doğu gidiyorum, o beni güney doğu getiriyor… Ulan bu kadar da sapma olmaz ya…Zaten bu iş iki akşam önce başladı….

Bizim diğer iki arkadaş, Ali bey ve Aykut beyler, Söğütten telefon ettiler, biz Datçaya gidiyoruz sen de gel dediler.İyi dedim gelirim…Saat 15 te çıktım Bozburun dan,Bana göre Simi yi iskeleme aldım vurdum karşıya…Karşısı Datça yarım adasına çok benziyordu canım…Güneşin Batı dan batmasından şüphelenmedim değil ya… Neyse Hava karardıktan sonra çıktım Datça ya(!) yer buldum, demir attım…Botu indirdim, karanlıkta…yavaşça bir kumsala çıktım…Yahu bizimkiler gerçekten Yunan müziğini seviyorlar… ulan üstelik canlı bu be…Buzuki Orhan ın kulakları çınlasın…Çıktım sahile,bir Bar var adamlar oturuyor… Dediler Yassu…. Yok dedim bu kadar da olmaz… Datçalılar Yunanca bilmez…

Ne buranın adı..? dediler otur bakalım.Nerden geliyorsun? Dedim işte tekne orda.Ee nasıl geldin? Dedim….Aaa gemigeldi Rodos gemisi… Dur bakalım kimler çıkacak?Neyse gelmesinle gitmesi bir oldu iki araba çıktı içinden….

Zaten aslında merak olmazsa denizcilik olmaz. Yunanlılar bu denize Arhipelago derler… ne demekse, Gökovalı , mamı diğer, Halikarnas balıkçısı, ne kadar balıkçı,ne kadar denizci bilmem ama ,iyi bir araştırmacı olduğu kesin…Bu Arkipelago yunanlın yaşam alanıdır… bir tek onlar bu yüzlerce ada içersinde binlerce yıldan beri yaşam kurmuşlardır… ve onların hakkıdır adalar…onlar bilir buralarda yaşamı sürdürmeyi… binlerce yıladan beri… her adam balıkçı, her yunalı denizcidir… hemde mükemmel… bu keşke dodocanese yi- oniki adayı vermeseydik… teranesi boş… vermeseniz ne olacak be… kıçıkırıklar, siz rotadan şaşmayı bilmezsiniz ki… şehirhatları vapuru gibi,varsa yoksa bir taraf Bodrum, bir taraf Göçek….size Kaptan Miles tan Rota Şaşma Dersi verdirmek lazım…Tabii tırsmazsanız…

Nerde kalmıştık,Adam lar şaşırdı, Ada Kos un önünde, küçük bir ada…ismi İalysos veya Triada…güzel…bir iki Otel, üç beş,Restoran,Bar,Kafe, dükkan…. Küçük bir yer… Şöyle bir dolaştım,kayığa gittim,yattım…Etrafta demirde olsun ilaç için bir tane kayık yok…Olsaydı gider konuşurdum,ama dedim giderim buradan geri doğu…Bulurum Knidos burnunu…ordan ver elini Datça…Sabah Ali aradı dediler 90 derece doğu gel… Eh ben de öyle yaptım,ama nedense Halkiye çıktım. Bu pusula da bir bok var galiba..bu kadar da olmaz….İşin enteresan tarafı bu alman lar bu kadar tecrübeli… Adayı bilmiyorlar….Orda bar filan yok dediler….Ulan ben oturdum adam lar metaxa ısmarladı… Keriz.birde bu heriflere yol,bilmem rota soruyoruz….Cahiller….Ohh ne kadar rahatım Halkide… yakında Yunancayı çözerim zaten, birkaç gün kalmak lazım aslında… Çok şirin, küçük bir ada, Beni de yarı İsveçli,yarı türk biliyorlar… Tekne de İsveç bayrağı varya ya senaryo tamam….Yanlız polis bir sorarsa hapı yuttuk…neyse rica minnet eder, yalvarır yakarır,tüyeriz canım… ne var bunda yanlışlıkla geldik işte,

O kadar anlayış beklemek hakkım… Sonra burada La Piazza kafedeki arkadaşlarımı hemen bırakamam…

Bu akşam da kalayım yarın hayırlısı ile artık, yelken, makine,kürek bozukkale ye doğru çıkacam….

Çok eğleniyorum doğrusu….Devamını bildiririm….Yunan Sahil koruma içeri atmazsa tabiiii….

Neyse Ena Kafe metriyu Parakalo… Ver bir orta şekerli kahve… Bakalım dalgamıza….

11.Ekim 2009 Pazar.

Günü Lapiazza cafe ile kayık arasında geçirdim… internet bağlantısı kuramadım nedense, bütün herkes kurdu bir ben kuramadım… cinslik işte…

Ertesi sabah erkenden Rodos, bilmemnere ye çıkacam, mazot alacağım… tabii çıkabilirsek, malum pusula…. Erkenden alesta kalktık, kahve vs, makine marş… nah marş… marşta kuru … yani su devridaim yok… hemen kapattım…Ulan Hüseyin Makine böyleyken böyle… Kayışa bak dedi… benim danışman Hüseyin Kaptan,eee olmazsa ? o zaman bilmemne dedi… yani o zaman yandı benim keten helvam….

Neyse kayış gevşemiş.. gerdim ,düzeldi…de bu sefer demiri takmışık,alamıyorum…

Kara kara düşünerken yandaki kayık geldi,marketin sahibi, ne oldu? Ben sana dün akşam sordum, demir temizmi diye?Barba şimdi bırak fırça atmayı.. ne halt edeceğiz?

Herifçioğlu bir saat benle uğraştı, yemediğim küfür kalmadı…sonunda kurtardık, verdim yolu…

Bu sefer de rüzgar yok… ölü…ana yelken donum gibi sallanıyor… makine ile geldim..Aman neyse hep unutuyorum… diyelim Rodos ,Karafaki….

Öğlen 12 gibi demiri saldım… yedi metre de, aldım botu çıktım… bir restoran… hacı bira ve mazot istyorum… var dedi Kosta, bira yakın ama mazot ikiyüz metre ilerde.. Oğlum ben ikiyüz metre 25 litre mazot taşıyabilirmiyim, kendimi zor taşıyorum.Sen birayı ver önce aklım başına gelsin.

Biraz sonra birayı devirince, dedim hazırım, git dedi bu ihtiyarla… ihtiyar beni araba ile benzin istasyonuna götürdü, aldım yirmibeş litre,geldik geri. İhtiyara benden bir bira, Kosta… ulan burada zaten iki bira beş avro para bitti….

Bu safar teknede de su da bitti, aldım pet şişeleri, gittim su alayım, biraz oturdum, Kosta dedi benden sana bir kahve… Nasıl olsun… sorulurmu, Heleniko metriyu olsun…İçerde dizi seyrediyorlar… biraz Ananstasia hatunla muhabbet ettik, teknelere meraklı, gelirmi acaba bir şarap içmeye…sormadım…

O da diziye takıldı….Bütün alem dizi seyrediyor…

Yarın sabahtan, vira demir, istikamet… memleket… Bozukkale…

12 Ekim 2009





26 Eylül 2009 Cumartesi

Kalabalık Yanlızlık

KALABALIK YANLIZLIK…..

Soruyorlar Bana Yanlızmıyım?

Yok diyorum çok kalabalığız,bayağı varız…

Birtanesi var çok mülayim,kayığım…

Birde bazen durgun ,bazen dalgalı ,Denizim..

Bilmem yalnız sayılırmıyım?

Soruyorlar ısrarla Yanlızmıyım

Bunun neresi yalnızlık..

Bir diğeri var, bazen sakin, bazen hırçın, bazen kavgacı…

Rüzgarım…

Sesleri hiç sorma, Usturmaça nın ,pasarella nın gıcırtısı,

Çarmık ipinin bitmez gece şakırtısı….

Alargada,demirde kalınca, bordaya dalganın okşantısı…

Birde üstelik sallantısı….

Soruyorlar hayretle,Yanlızmıyım?

Bunun neresi yalnızlık…

Bazen biri oturur karşıma , kıçüstü sağanlığa

Veririm onun da eline bir şarap bazen Rakı…

Yudumlarız, anlatırız eskilerden,yenilerden karşılıklı…

Eh canım beni de unutmayın, ben de buradayım ya…

Kayığım, Denizim,Rüzgarım, Bir ben, birde sen….

Şimdi söyleyin bakalım, Yanlızmıyım?

Yoksa bir Dünya şeyle birlikte,sonsuza kadar başbaşamıyım?



20 Eylül 2009 Pazar

Daha Adını Koyamadım....

Kokusunu saklamıştım haspanın ,avuçlarımda, iç fanilamda,yıllarca,
Dudaklarım yanıyor, kulaklarım, gözlerim ateş, taa ki yeniden paklanıncaya…
Gözümün önünde ölesiye, edalı yürüyüş, gözlerinin rengi,,elimde elinin teri, Başım ağrıyor,düşünemiyorum,başım hala sımsıcak kucağında…

Tozlu sokaklardan geçtim, geçmekteyim de,ayaklarımın altı nasır,
Yalınayak yürümekten,
Yürürken yüksünmeyerekten,
Bir gün sonra unutursun dediler, yüz yıl sonra unutamadım…
Ne kelime unutmak, yatağımdan, odamdan, masamdan bile atamadım,
Konuşurum gizlice onla, seslenirim, dinlerim,evde tek başına, kendi yanıtsız çağrılarımı,
Yüzyıl geçti bu dertli başı sokacak yer bulamadım.

Dolaşırken, eski arabamızla dağ yollarında,” dur bakalım bu yol nereye varır” deyince,
Meraklıdır, maceraperest, suskunca kabul eder,”ya bu vazgeçerse” diye…
Geçti ömrümüz böyle, vurduk taşlı,tozlu yollara ,gittik, dönmedik geri…
Belki ilerde bir gün, sokarız ayaklarımızı dere kenarında, serin sulara diye…

Geceler boyunca bekledik, kuytu orman köşelerinde, üşüdük, sarıldık biribirimize
Bir gün güneş doğacak, belki yaşam devam eder ısınırız diye,
Bence hiç umudunu kaybetmedi,” merak etme bu da geçer ya hu” dedi…
Sarıldı, elimi sıktı, yineledi,“ merak etme” sessizce…

Sonra, Aman Allahım bir sabah uyandığımda yoktu artık yanımda,
Bırakıpta gideceğini hiç haber vermeden gitmişti,
Acaba gerçekten, gitmek mi istemişti?
Anlayamadım,yoksa sadece ,sevdiğinden ,tüm dünyayı, bize mi bırakıp gitmişti….?

Eylül 2009,İstanbul

6 Eylül 2009 Pazar

ESKİ NOT DEFTERİ

Kalenin Önüne, Ekerler Darı,
Ekerler, Biçerler, ederler Karı….

Eski Defterlerden yeni alıntılar, virgülüne dokunmadan….. Tek Ortağa….Gerçek ortağıma….

İnsanlar koca bir Tutukevinin duvarları arasında,kah göğe bakarak,kah yüksek duvarlara yaklaşmak umudu ile gardiyanlarla ve hatta arkadaşlarla didişe didişe yaşarlar ve duvarların ardını hiç olmazsa son nefeslerinden sonra görebilecekleri inancı ile sevinerek ölürler….

Ölürken acılı olanlar, fiziksel acı içersinde ölenler de sevinir.Yaşlandıkları için ölenlerde sevinir.
Kurtuluşu ölümde aramak ahmaklığı- fenomeni böyle devam ede gelir.Umudunu yaşarken kaybetmiş veya tümünü harcamış kişiler ise kendi isteklerinle ölme özgürlüğüne sahiptirler…Yani kredileri kalmadığı,borçların altından kalkamadıkları için kısaca hileli iflas yolunu seçerek duvarların ötesindeki sonsuz mutluluğa uçmayı denerler….
Önemli olan mutluluk öğretisinin karanlık,çarpık,yıpratıcı yönlerini,hahayat içersindekigeleneksel kapsamını özel hayatımız ile bağdaştırarark,yani aydınlığın yahut sahte ışığın içindeki karanlığı en az yaşamın en toy evresinde bile hissederk yerine yeni bir ışık demeti inşa etmeyi bilmektir…

Ampulün içersindeki tungsten teli elektrik akımını geçirerek ışık üretir ama aydınlatıcının ismi Elektrik Ampulüdür….

İşte karanlığı yok etmenin, birde robotlaşmanın tekdüze,monoton ,ahmaklığının farkına varmayan doğuştan geri zekalı nesillerin ortaya çıkmasına yardımcı fikir üreticiliğinin minimal olduğu, maximal otomatik toplum anahtarı, mutluluktanarınmış…. Ne karanlık….
Bunlarla bir yere gidilmeyecek galiba, olsa olsa Aya ,başka planetlere gidilir…Birisi yakın gelecekte İnsanların bugün enkolay yaptıkları şey,en zor şey olacak demiş…

Örneğin Çocuk yapmak,yasaklarla önlenecek…Olanla yetinmek olmayanı icat etmekten daha kolay ama,üstelik bu keşif yeni de değil ,markalar farklı ama motor General Motor….Ve de insanlığın kalıtım yapısına uygun….İnsan oğlu nun doğal yaşantı tarzına dil uzatılıyor….

05 02.1978 Münih, Selim Kaymakoğlu
Gençken zırvalama durumu ,daha da fazla… eski defterlerden çıktı, ben de Emire gönderdim….

29 Ağustos 2009 Cumartesi

SHERATON 'DA GREV


Ece Temelkuran

Sevgili Ece,

Diye hitap etmek istedim, hem yaşım müsait, hemde yakın gördüğümden….Zira Kahramanımsın…..

Bugün ki yazında , Cici-Bebe Plaza memurlarından açmışsın,bunun üzerine bir anımı paylaşmak istedim…..Fırsat bulur da okursan….

Yıl 1975 anlı şanlı Sheraton Hotel açılmış,Hilton dan sonra ikinci bir “Five Star Hotel”….

Yiyecek-İçecek Maliyet Kontrolü Departmanda çalışıyoruz….Ben, Garsonluktan,Aşçılıktan ,Avrupalarda işçilikten ,yani çekirdekten Otelci……çok adet lisan da bilir…,Tarabya Otelinden Gürbüz..,ve…

Babası eski Emek İnşaat (Tarabya,Maçka,Ankara Oteli vs bazı devlet otelleri yönetimi olan bir şirket) genel müdürü olan bir zatın Oğlu ,Maçka otelde aslında direk Müdür Muavini olarak işe başlamış,Sonradan yönetim değişince işten çıkarmışlar, Oğuz İşbakan,ama çalışkan ,dirayetli bir arkadaş,yoksa işten anlamaz, başımızda “Department Head”…..Olsun biz anlaşıyoruz...

Muhasebe ye bağlı ,bir departman, Mutfak katında…. Zira yiyecek – İçecek departmanı ile çalışıyoruz….

Derken bir sabah geldik, grev başlamış….Muhasebe müdürü Yalçın bey,Ofisi kapatın, bizim Muhasebeye gelin.dedi.İyi dedik.Muhasebe departmanı, işte bildiğin Muhasebe departmanı….arkadaşlar meslekten değil,hoşça bir yerde çalışıyorlar ki Sheraton çok havalı canım çalışmak için…..Kızımız Sheraton da çalışıyor….Olsun varsın Postacı Seher Hatun Oteli demiş….

Küçük bir ofiste oturuyoruz…. Personel Kafeterya da ise sazlar çalıyor,türküler çığrılıyor…Grev var ,ve de çok eğlenceli….Biz ise Üniformasız personel….Otelde “Beyaz “a girer….Takım –Taklavat-Kravat ız.

Başkayız canım…. Özeliz…..Derken ben bir şarkı tutturdum,meali şöyle…

Ne işçiyiz, Ne işveren….

Götvereniz Götveren…. ellede tempo tutyoruz,…. Şarkı tutmuş olsa gerek ki, İşbakan keskin zekası ile durumu kavradı.

Yahu kardeşim, biz işçilerle, garsonlarla, Aşçılarla, Stewart(Genel alan temizlik) Depo ile, Tesellümle çalışıyoruz, yarın Grev bitince saygınlığımız kalmaz…Biz de katılalım dedi….Tamam dedik ve katıldık…

Kafeteryada “İşçiler geliyor,İşçiler geliyor”sloganı ile karşılandık, sonra,Taksim meydanında çadıra çıktık…Grevi başarıyla bitirdik ,derken soğuk bir günde topluca ana kapıdan beyler gibi girip,işbaşı yapmıştık…Girerken cici kızlarımızdan, Otelde kalanlardan bir tanesi”Ayy üşümüşler dediydi…Hatırlıyorum….Bende Sizler üşümeyin diye,demiştim….

Selim Kaymakoğlu

03 Kasım 2008


27 Ağustos 2009 Perşembe

MARİNA DA" BEER TİME"


Sabah altı da uyanıyorum,sıcak başlamadan.Biraz Müssli, bir kahve ,bir sigara.Arka havuzlukta.Herkes henüz uyuyor, gürültü yapmak olmaz.Tuvalete filan gidiyorum.Bunak Kaptan Ertuğrul , daha uykuda, ben takmadım canım bu ismi, kendisi, kendi kendine takmış….Gece geç saatlere kadar televizyon seyreder,Köpeği Bücür de uyuyor,beni görse bırakmaz, zira ben onu rüşvete alıştırdım, benim teknenin önünden geçerken, Bücür muhakkak nafakasını alır, sosis, köfte filan bulundururum, Ertuğrul kızar bana, kötü şeylere alıştırıyorsun diye. Kuru mamadan bıktı hayvan be.
Uzaktan Bücür beni görünce koşar, Ertuğrul çok kızar….Eğlenirim….Seni takmıyor olum artık…. Sosis daha kıymetli….Küfür eder Ertuğrul….Çok eski denizcidir, Her dümeni bilir….

Dokuz olsa hemen gidip bir Milliyet alacağım,kalmaz yoksa.Bazen oturur liste yaparım erkenden,Yapılacak işler.Yapılacak işler hiç bitmez teknede.İskota ipini değiştir demişti Nihat,Aküleri de unuttuk bağlamaya, daha doğrusu yandan ahşaba vidalamaya, Yalpada tangırdar, bakarsın başını kopartır, maazallah….
Düşünürüm, kızarım, Matkap, Uzatma, Lokma Takımı, boru anahtarı meydanda yok.Ha bire Fransızlara bok atıyorum,bunlar çalmışlardır diye,Ertuğrul,Olum teknededir, nereye gidecek bir daha bak diyor.Hadi be diyorum, dokuz metrelik kayıkta nereye gideceği mi var, çalmışlardır….derim her seferinde.

Yanımda bir “Moody” var,Satılık.Hep bakarlar.konuşurlar.Ben de bu kayığın nesine bakarlar diye düşünürüm,Aslında “Moody” güçlü,karınlı bie teknedir,ama ağır….
İskele yanımda George vardı,Avustralyalı, sonra Karısı,arkadaşları geldi çıktılar.Slovakya ya mı ne gideceklermiş.Döşemeci,yalancı Ankaralı döşemeleri bitirince çıktılar,.Akşam, pasarellanın üstünde bir kadeh rakı ikram ettim George a, Şerefe, Hadi iyi Seyirler….Mail atın ….Benim Gavur ismim, Miles,Miles Aşağı,Miles Yukarı….
İngilizler geçti, bisikletle, yüzmeye giderler her sabah,iyi de yüzerler.Gördüm.Good Morning Miles,Good Morning Allen….Karısının ismini bilmem,Yüz çirkinidir,ama vücudu güzel ,olsun varsın,ben güzel taraflarına bakıyorum sadece… Bu söylenmez…. Kadına… sakın haa….tut çeneni….

Sonra başkaları da geçer,Ben rıhtıma kıçtan bağlıyım.Hepsi geçer önümden,Laf atmazsam ölürüm…Gülerler, bazı şeyler sorarlar, tanıdığım Şişme bot tamircisi varmı? Hepsi yalancı.kimi tavsiye edeceksin.Bazen Pete gelir, Hello Miles….Eee yine ne derdi var bunu…Gel Pete sana kahve vereyim…İçeriz,Rodosa gitti,beğendinmi Pete? Yok beğenmemiş….Marmaris daha güzel.Boşver ,onun ismi,Marmaris daha ucuz… Ulan cimri İngiliz, Pound a tapıyorsun derim.Güler….Takılırım….Akşamları da gelir Pete, Benden yaşlıdır, ama yaş konusunu açmayız…Bir bira ikram ederim,Derim ki Teknede bir bira Barda iki Biraya malolur sana .Ona göre… Anlaştık der, sonra bana devamlı hatırlatır, Miles sana iki bira borcum var…. Eğer gecikirse, dikkat et üç olur derim,Barda sadece bir birasını içerim….Sesini çıkarmaz Pete….
Cambridge te tarım araştırma Enstitüsünden emekli Pete Jackson,30 sene tarlada buğday yetiştirmiş, Ona bazen teknede konferans veririm, Büyük Britanya İmparatorluğu nun ne boktan bir şey olduğunu anlatırım… Sesini çıkarmaz Pete,Haklısın der….İşi “ Commonwhealth” e bağlarım.Alın derim şimdi başınıza belayı, Prensler Müslüman oldu haberiniz yok derim.Güleriz…. Kızmayız…böyle şeylere,sonra Osmanlı Sultanlarının, çoğunun tekerlek olduğunu anlatırım,daha çok güleriz,sonra
Good Night Miles….Good Night Pete, see you tomorrow,if there is any….

Bazı sabah lar vakit geçiririm teknede, Lap-top ,bulaşık, temizlik, ıvır-zıvır.John gelir, bisikletle,Teknesi bana uzaktır,Gel John iç bi çay…John ,Kadim arkadaşım Kanadalı Ken in arkadaşı dır, ayni,eyaletten,ayni şehirden… Hem de eski emlakçidir,Ustamdır… Hem denizde,hemde Emlak işlerinde .Hep ona sorarım, o da anlatır üşenmeden.Abimdir.Benden birkaç yaş büyük…
Anlatırız birbirimize ne oldu, ne bitti….John Eylül 15 de Karayiplere gidecek,ordan da 15 aylık dünya turuna.Teknesinde her şey mükemmel olsun istiyor…Ben de ona hep hiç bir şey mükemmel değildir, idare et diyorum….Sen ne biçim Katoliksin derim, yok ben Katolik değilim der, bilirim aslında Katolik olmadığını takılırım….Sen de gel Miles, St Lucia ya kadar, ordan dönersin, İnşallah derim… ayarlayabilrsem.Ben bazen onun teknesin de ona yardımcı olurum, o bazen benim teknede bana yardım eder….Sigara dan nefret eder, içirmez, ancak açık havada, benim teknede Kaptan benim, orda karışmaz… Saniye den beterdir…bu konuda,çok displinlidir…Aman kızma John….

O kadar titizdir ki, bazen bir vida yüzünden o bölmenin bütün vidalarını değiştirir.Ustalarla görüşmesinde, yardımcı olurum, işlerini hallederim, bira ısmarlar, kendisi şarap içer….yemek yeriz,anlatır,konuşkandır…Herşeyi anlatırız biribirmize, Denizi, hayatı… Kankayız….paylaşırız,bazen kan-ter içinde, bazen bir masa etrafında, işleri paydos yapınca mutlu oluruz.Ben derimki ne kendimizi öldürüyoruz be John, paramı veriyor lar bize… Güleriz, bazen bizim Pete de katılır.

John un babası asker, onun teknede seyir yaparken birden, askerliği tutar John un, Miles, Başüstü,iskele… Hay hay Kaptan, çabuk, Miles,Kıçüstü bağlar … “Ready bind” “Cross Bind” “fenders out on position”ne yapalım Kaptan o…..Böyledir kayıkçılık, birisi baş olacak…. Yoksa kargaşa çıkar….
Benim tekne de emirleri ben veririm…Onun tekne de O….
Ben çıkamam Marina dan, henüz kayığın kağıtlar gelmedi… gelince serbestim, ne yapalım, bari bugün şu işleri yapayım, sıcak bastırmadan….Rahatta yok, Ne haber Miles,İyi be çalışıyoz…. ? Saygılıdırlar, çalışana ilişmezler,
“Beer Time”, demeden yaklaşmazlar…..