Kokusunu saklamıştım haspanın ,avuçlarımda, iç fanilamda,yıllarca,
Dudaklarım yanıyor, kulaklarım, gözlerim ateş, taa ki yeniden paklanıncaya…
Gözümün önünde ölesiye, edalı yürüyüş, gözlerinin rengi,,elimde elinin teri, Başım ağrıyor,düşünemiyorum,başım hala sımsıcak kucağında…
Tozlu sokaklardan geçtim, geçmekteyim de,ayaklarımın altı nasır,
Yalınayak yürümekten,
Yürürken yüksünmeyerekten,
Bir gün sonra unutursun dediler, yüz yıl sonra unutamadım…
Ne kelime unutmak, yatağımdan, odamdan, masamdan bile atamadım,
Konuşurum gizlice onla, seslenirim, dinlerim,evde tek başına, kendi yanıtsız çağrılarımı,
Yüzyıl geçti bu dertli başı sokacak yer bulamadım.
Dolaşırken, eski arabamızla dağ yollarında,” dur bakalım bu yol nereye varır” deyince,
Meraklıdır, maceraperest, suskunca kabul eder,”ya bu vazgeçerse” diye…
Geçti ömrümüz böyle, vurduk taşlı,tozlu yollara ,gittik, dönmedik geri…
Belki ilerde bir gün, sokarız ayaklarımızı dere kenarında, serin sulara diye…
Geceler boyunca bekledik, kuytu orman köşelerinde, üşüdük, sarıldık biribirimize
Bir gün güneş doğacak, belki yaşam devam eder ısınırız diye,
Bence hiç umudunu kaybetmedi,” merak etme bu da geçer ya hu” dedi…
Sarıldı, elimi sıktı, yineledi,“ merak etme” sessizce…
Sonra, Aman Allahım bir sabah uyandığımda yoktu artık yanımda,
Bırakıpta gideceğini hiç haber vermeden gitmişti,
Acaba gerçekten, gitmek mi istemişti?
Anlayamadım,yoksa sadece ,sevdiğinden ,tüm dünyayı, bize mi bırakıp gitmişti….?
Eylül 2009,İstanbul
20 Eylül 2009 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder