29 Ağustos 2009 Cumartesi

SHERATON 'DA GREV


Ece Temelkuran

Sevgili Ece,

Diye hitap etmek istedim, hem yaşım müsait, hemde yakın gördüğümden….Zira Kahramanımsın…..

Bugün ki yazında , Cici-Bebe Plaza memurlarından açmışsın,bunun üzerine bir anımı paylaşmak istedim…..Fırsat bulur da okursan….

Yıl 1975 anlı şanlı Sheraton Hotel açılmış,Hilton dan sonra ikinci bir “Five Star Hotel”….

Yiyecek-İçecek Maliyet Kontrolü Departmanda çalışıyoruz….Ben, Garsonluktan,Aşçılıktan ,Avrupalarda işçilikten ,yani çekirdekten Otelci……çok adet lisan da bilir…,Tarabya Otelinden Gürbüz..,ve…

Babası eski Emek İnşaat (Tarabya,Maçka,Ankara Oteli vs bazı devlet otelleri yönetimi olan bir şirket) genel müdürü olan bir zatın Oğlu ,Maçka otelde aslında direk Müdür Muavini olarak işe başlamış,Sonradan yönetim değişince işten çıkarmışlar, Oğuz İşbakan,ama çalışkan ,dirayetli bir arkadaş,yoksa işten anlamaz, başımızda “Department Head”…..Olsun biz anlaşıyoruz...

Muhasebe ye bağlı ,bir departman, Mutfak katında…. Zira yiyecek – İçecek departmanı ile çalışıyoruz….

Derken bir sabah geldik, grev başlamış….Muhasebe müdürü Yalçın bey,Ofisi kapatın, bizim Muhasebeye gelin.dedi.İyi dedik.Muhasebe departmanı, işte bildiğin Muhasebe departmanı….arkadaşlar meslekten değil,hoşça bir yerde çalışıyorlar ki Sheraton çok havalı canım çalışmak için…..Kızımız Sheraton da çalışıyor….Olsun varsın Postacı Seher Hatun Oteli demiş….

Küçük bir ofiste oturuyoruz…. Personel Kafeterya da ise sazlar çalıyor,türküler çığrılıyor…Grev var ,ve de çok eğlenceli….Biz ise Üniformasız personel….Otelde “Beyaz “a girer….Takım –Taklavat-Kravat ız.

Başkayız canım…. Özeliz…..Derken ben bir şarkı tutturdum,meali şöyle…

Ne işçiyiz, Ne işveren….

Götvereniz Götveren…. ellede tempo tutyoruz,…. Şarkı tutmuş olsa gerek ki, İşbakan keskin zekası ile durumu kavradı.

Yahu kardeşim, biz işçilerle, garsonlarla, Aşçılarla, Stewart(Genel alan temizlik) Depo ile, Tesellümle çalışıyoruz, yarın Grev bitince saygınlığımız kalmaz…Biz de katılalım dedi….Tamam dedik ve katıldık…

Kafeteryada “İşçiler geliyor,İşçiler geliyor”sloganı ile karşılandık, sonra,Taksim meydanında çadıra çıktık…Grevi başarıyla bitirdik ,derken soğuk bir günde topluca ana kapıdan beyler gibi girip,işbaşı yapmıştık…Girerken cici kızlarımızdan, Otelde kalanlardan bir tanesi”Ayy üşümüşler dediydi…Hatırlıyorum….Bende Sizler üşümeyin diye,demiştim….

Selim Kaymakoğlu

03 Kasım 2008


27 Ağustos 2009 Perşembe

MARİNA DA" BEER TİME"


Sabah altı da uyanıyorum,sıcak başlamadan.Biraz Müssli, bir kahve ,bir sigara.Arka havuzlukta.Herkes henüz uyuyor, gürültü yapmak olmaz.Tuvalete filan gidiyorum.Bunak Kaptan Ertuğrul , daha uykuda, ben takmadım canım bu ismi, kendisi, kendi kendine takmış….Gece geç saatlere kadar televizyon seyreder,Köpeği Bücür de uyuyor,beni görse bırakmaz, zira ben onu rüşvete alıştırdım, benim teknenin önünden geçerken, Bücür muhakkak nafakasını alır, sosis, köfte filan bulundururum, Ertuğrul kızar bana, kötü şeylere alıştırıyorsun diye. Kuru mamadan bıktı hayvan be.
Uzaktan Bücür beni görünce koşar, Ertuğrul çok kızar….Eğlenirim….Seni takmıyor olum artık…. Sosis daha kıymetli….Küfür eder Ertuğrul….Çok eski denizcidir, Her dümeni bilir….

Dokuz olsa hemen gidip bir Milliyet alacağım,kalmaz yoksa.Bazen oturur liste yaparım erkenden,Yapılacak işler.Yapılacak işler hiç bitmez teknede.İskota ipini değiştir demişti Nihat,Aküleri de unuttuk bağlamaya, daha doğrusu yandan ahşaba vidalamaya, Yalpada tangırdar, bakarsın başını kopartır, maazallah….
Düşünürüm, kızarım, Matkap, Uzatma, Lokma Takımı, boru anahtarı meydanda yok.Ha bire Fransızlara bok atıyorum,bunlar çalmışlardır diye,Ertuğrul,Olum teknededir, nereye gidecek bir daha bak diyor.Hadi be diyorum, dokuz metrelik kayıkta nereye gideceği mi var, çalmışlardır….derim her seferinde.

Yanımda bir “Moody” var,Satılık.Hep bakarlar.konuşurlar.Ben de bu kayığın nesine bakarlar diye düşünürüm,Aslında “Moody” güçlü,karınlı bie teknedir,ama ağır….
İskele yanımda George vardı,Avustralyalı, sonra Karısı,arkadaşları geldi çıktılar.Slovakya ya mı ne gideceklermiş.Döşemeci,yalancı Ankaralı döşemeleri bitirince çıktılar,.Akşam, pasarellanın üstünde bir kadeh rakı ikram ettim George a, Şerefe, Hadi iyi Seyirler….Mail atın ….Benim Gavur ismim, Miles,Miles Aşağı,Miles Yukarı….
İngilizler geçti, bisikletle, yüzmeye giderler her sabah,iyi de yüzerler.Gördüm.Good Morning Miles,Good Morning Allen….Karısının ismini bilmem,Yüz çirkinidir,ama vücudu güzel ,olsun varsın,ben güzel taraflarına bakıyorum sadece… Bu söylenmez…. Kadına… sakın haa….tut çeneni….

Sonra başkaları da geçer,Ben rıhtıma kıçtan bağlıyım.Hepsi geçer önümden,Laf atmazsam ölürüm…Gülerler, bazı şeyler sorarlar, tanıdığım Şişme bot tamircisi varmı? Hepsi yalancı.kimi tavsiye edeceksin.Bazen Pete gelir, Hello Miles….Eee yine ne derdi var bunu…Gel Pete sana kahve vereyim…İçeriz,Rodosa gitti,beğendinmi Pete? Yok beğenmemiş….Marmaris daha güzel.Boşver ,onun ismi,Marmaris daha ucuz… Ulan cimri İngiliz, Pound a tapıyorsun derim.Güler….Takılırım….Akşamları da gelir Pete, Benden yaşlıdır, ama yaş konusunu açmayız…Bir bira ikram ederim,Derim ki Teknede bir bira Barda iki Biraya malolur sana .Ona göre… Anlaştık der, sonra bana devamlı hatırlatır, Miles sana iki bira borcum var…. Eğer gecikirse, dikkat et üç olur derim,Barda sadece bir birasını içerim….Sesini çıkarmaz Pete….
Cambridge te tarım araştırma Enstitüsünden emekli Pete Jackson,30 sene tarlada buğday yetiştirmiş, Ona bazen teknede konferans veririm, Büyük Britanya İmparatorluğu nun ne boktan bir şey olduğunu anlatırım… Sesini çıkarmaz Pete,Haklısın der….İşi “ Commonwhealth” e bağlarım.Alın derim şimdi başınıza belayı, Prensler Müslüman oldu haberiniz yok derim.Güleriz…. Kızmayız…böyle şeylere,sonra Osmanlı Sultanlarının, çoğunun tekerlek olduğunu anlatırım,daha çok güleriz,sonra
Good Night Miles….Good Night Pete, see you tomorrow,if there is any….

Bazı sabah lar vakit geçiririm teknede, Lap-top ,bulaşık, temizlik, ıvır-zıvır.John gelir, bisikletle,Teknesi bana uzaktır,Gel John iç bi çay…John ,Kadim arkadaşım Kanadalı Ken in arkadaşı dır, ayni,eyaletten,ayni şehirden… Hem de eski emlakçidir,Ustamdır… Hem denizde,hemde Emlak işlerinde .Hep ona sorarım, o da anlatır üşenmeden.Abimdir.Benden birkaç yaş büyük…
Anlatırız birbirimize ne oldu, ne bitti….John Eylül 15 de Karayiplere gidecek,ordan da 15 aylık dünya turuna.Teknesinde her şey mükemmel olsun istiyor…Ben de ona hep hiç bir şey mükemmel değildir, idare et diyorum….Sen ne biçim Katoliksin derim, yok ben Katolik değilim der, bilirim aslında Katolik olmadığını takılırım….Sen de gel Miles, St Lucia ya kadar, ordan dönersin, İnşallah derim… ayarlayabilrsem.Ben bazen onun teknesin de ona yardımcı olurum, o bazen benim teknede bana yardım eder….Sigara dan nefret eder, içirmez, ancak açık havada, benim teknede Kaptan benim, orda karışmaz… Saniye den beterdir…bu konuda,çok displinlidir…Aman kızma John….

O kadar titizdir ki, bazen bir vida yüzünden o bölmenin bütün vidalarını değiştirir.Ustalarla görüşmesinde, yardımcı olurum, işlerini hallederim, bira ısmarlar, kendisi şarap içer….yemek yeriz,anlatır,konuşkandır…Herşeyi anlatırız biribirmize, Denizi, hayatı… Kankayız….paylaşırız,bazen kan-ter içinde, bazen bir masa etrafında, işleri paydos yapınca mutlu oluruz.Ben derimki ne kendimizi öldürüyoruz be John, paramı veriyor lar bize… Güleriz, bazen bizim Pete de katılır.

John un babası asker, onun teknede seyir yaparken birden, askerliği tutar John un, Miles, Başüstü,iskele… Hay hay Kaptan, çabuk, Miles,Kıçüstü bağlar … “Ready bind” “Cross Bind” “fenders out on position”ne yapalım Kaptan o…..Böyledir kayıkçılık, birisi baş olacak…. Yoksa kargaşa çıkar….
Benim tekne de emirleri ben veririm…Onun tekne de O….
Ben çıkamam Marina dan, henüz kayığın kağıtlar gelmedi… gelince serbestim, ne yapalım, bari bugün şu işleri yapayım, sıcak bastırmadan….Rahatta yok, Ne haber Miles,İyi be çalışıyoz…. ? Saygılıdırlar, çalışana ilişmezler,
“Beer Time”, demeden yaklaşmazlar…..

DEVLET HATA YAPMAZ....


Bakalım kafayı bulunca ne zırvalayacağız….bulmadan da zaten zırvalarız…. Neyse bütün hassasiyetim(şimdi buna konsan-tır-asyon diyorlar…. Kayboldu… Marmaris teki abim aradı gülmekten katılıyor, meğersem Stockholm daki diğer abim için (Yaş ,elim gitmiyor yazmaya… tam 65……)jandarma gelmiş, Cahit i,Stockholm, dakini askere çağırıyorlarmış… Jandarma gelmiş soruşturuyor, tanıyomusunuz, kimdir,nerdedir,adresi filan diye….
Derken o sitedeki hanımlardan biri,Hasan ın İsvaçtaki kardeşi olacağını tahmin etmiş. -Adamın doğumu ne ?diye sormuş. Erler kağıta bakmışlar, 1944 demişler, kadın da , Oğlum 1944 doğumlu bir insan kaç yaşında olur?sizin haberiniz varmı?Erler, düşünmüşler, hesaplamışlar, 65 yaşında olur.demişler.Sonra, Senin Deden varmı?diye sormuş…- Var abla demiş bir tanesi, kadın sormuş: kaç yaşında ? oğlan demiş .- elliüç yaşında .Kadın sormuş, ne yapıyor?–Hiiiç evde oturuyor. Kadın tekrar sormuş –Ne dersin Askerlik yapabilirmi? Er demiş yok be abla…ne askerliği, öyle köşesinde oturur,düşünür, tek başına minibüse binip te İlçe ye gidemez bile demiş.Kadın da madem öyle, sen git, bu konuştuklarımızı,Komutanına söyle, O da kendi Komutanına söyler,belki birisi anlarda zavallının peşini bırakırlar demiş.Gülüşmüşler, Jandarmalar gitmiş.

Adamlar ben kendim bildim bileli bizim Cahit e kafayı takmışlar… Cahit gittiğinde daha 18 di, bir daha gelmedi…. Nezaman ki İsveç pasaportunu aldı , ozaman , ismini de değiştirmiş korkudan, Güneşli yi aynen tercüme etmiş “Solveig” yapmış, hatun ismi dir bu İsveçte, pekde kaknem kızlara koyarlar , pardon şimdi hatırladım benim bir tane “Solveig”vardı Grönalund da Dansing vardı orda tanışmıştım…. , sözün kısası sene 62 Cahit gitti, kapıya polis dayandı bir akşam üzeri… Israrla Cahit i soruyorlar, adresini filan…Babam, tamam dedi vereceğim adresini, yazın bakalım ,polislere adresini yazdırdı inatla…. Şöyle gibi : Flemingsgatan 38 3 trp up,34870 Stockholm Sweden…..Adamlar kurdeşen döktüler, Polisler anladık beyefendi yazmasak da olur diyorlar,Babam banamısın demiyor, adamlar hasta oldu, tövbe getirdiler.Tamam abi filan diyorlar, Yaz…. Komut geliyor, yarım saat aldı bu imla dersi, Annem de geldi –Yeter Zeyyat bırak gitsinler,olmaz….Komut geliyor…. Yaz…….Kuran ın OKU su gibi… bu başka …YAZ….!!!
Zavallılar ı sonunda bıraktı, Zeyyat abi Karakola bekleriz… filan… Bilmiyorlar ki Bizimki iki akşam sonra, koltuğunun altında, Bir küçük Yeni, biraz Lakerda , Karakola düşer…. Çilingiri kurdurur, adamları Zeyyat müridi haline getiririr.Bir müddet sonra birgün kapı çalınır,Şey,Zeyyat abi evdemi yenge?Yok evladım.Sen kimsin?Yenge ben polis Niyazi….İyi o zaman çok selam söyle, Zeyat Abime ,Karakola gelmedi de…..Annem de kızardı….Bir polis Niyazi eksik diye…

Ben de Hasana,Marmaristekine dedim ki, bu bizim aile şerefimize yakışmaz….dedim, ben gelince gideyim Jandarmaya bilgi vereyim dedim….

Neyse Yazın Tekne ile uğraşırken aklıma geldi, Bir gideyim dedim, Jandarma Karakolu na ,Armutalan a.gittim…
Sordum, asker kaçaklarına kim bakıyor, Mehmet Başçavuş dediler, genç bir delikanlı,kendimi tanıttım,Cahit Güneşli nin ana bir kardeşiyim, aradığınızı duydum,onun için bilgi vermeye geldim dedim.Buyrun oturun .dedi Başçavuş,Aradılar celp evraklarını buldular sonunda, Selim bey nerde bu Şahıs?Sorma dedim bunun kahrından Anamın da ,Babamın da gözleri açık gitti.Hayırdır Selim Bey.
Yahu Başçavuşum, bizim Ana tarafından büyük büyük Babamız Harekat orduları komutanıydı, çok büyük bir Askerdi, onun için ailece bunun durumuna çok üzülüyoruz.ama elden ne gelir dedim.Babam çok uğraştı, hatta kalktı, zavallı adam İsveçlere kadar gitii, Cahit i ikna etmek için, fayda etmedi,Askerlik,maskerlik, ben yapmam dedi, tutturdu Cahit, diye anlattım.
Ama dedim ben artık bu işe bir son vermeye geldim dedim.Nasıl ? dedi Başçavuş.Dedim yakında emekli oluyor, Eylül sonu gibi, buraya gelecek, Dalamana dedim.Ben geldiğini haber vereceğim sana, gelir yakalarsın,Götür karakolu ama beni söyleme dedim.Yok, söylermiyim hiç dedi.
Yalnız dedim bir arzum var,Ne Abi? Dedi. Dedim bir asker elbisesi giydireceksin, fotoğrafını çekeceksin, bana vereceksin.Tamam Selim bey dedi.Dedim buna askerlik yaptırırlarmı? Zaten dedim onun bir bacağı aksar, ayrıca sol elinin serçe parmağı da sakattır,eh yaşta artık dolu dolu 65… dedim.Yaa dedi Başçavuş, acaba yanlış bi şey mi yapıyoruz dedi.Dedim ,olmaz, devlet yanlış yapmaz… Başçavuş rahatladımı, rahatsızmı oldu bilmem. Kapıya kadar uğurladı beni, Gel dedim Yalancı Boğaz dayım…. Tekneye gel…

Arada arıyor , abi ne oldu Cahit Abi geldimi? Diye, diyorum gelecek namussuz, merak etme, öyle deme be abi, zavallı, bilseydi böyle olurmuydu, zamanında bu işi yapardı diyor… Yakında bana Selim abi gel biz bu Cahit ab inin peşini bırakalım, dese şaşırmayacağım, ama olmaz… Devlet hata Yapmaz…..

Ağustos 2009

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Abdurrahman Oğlu Osman Sabri,Büyükbaba....

ABDURRAHMAN OĞLU OSMAN SABRİ (1)

Büyükbabam ,Babamın Babası ,1884 Selanik Şehri Doğumlu ,Babası ne iş yaptığını duymadım… Ama…
Annesi Fatma hanım, işiyle müsemma lakabı, Modistracı Fatma hanım.
Beş erkek kardeş, Fatma hanım ömrünün son günlerine kadar “Bu beş oğlanı ben, makine başında, dikiş dikerek büyüttüm” deyip, gelinleri hizaya sokmasınla da ünlü… Halamın anlattıklarından.
Büyük ağabey ,Mahir, İdadiyi bitirdikten sonra İstanbula gönderiliyor,Okusun diye, o zaman için sanırım, İngiltereye okumaya gitmek gibi,hangi parayla, nerde kalıyor,genç çocuk,nasıl yaşıyor?muamma…Tıp fakültesini bitiriyor, onla da kalmayıp,Anatomi Profesörü oluyor.Zannedersem
Büyükbabam dan 6 -7 yaş daha büyük olsa olsa sene 1900 ler in başı en geç…Derken Osman da ayni nedenlerle, yani ağabeyi herhalde para kazanmaya, maaş almaya başlayınca ,İstanbula gönderiliyor.
Osman Hukuka meraklı, ağabisine durumu utana sıkıla söylüyor ancak kabul görmüyor.”Doktor ailesine Eczacı gerek “diyor Mahir bey ve Büyükbaba Eczacı Fakültesine yazılıyor,”O kadar meraklıydım ki hukuka samiyin sıfatıyla (Dinleyici olarak) Hukuk fakültesinde derslere girerdim” dediğini hatırlarım.
Mahir ağabeyim diktatördü derdi, kendisi de öyleydi… Başkalarına karşı sempatik, nüktedan ,sevecen Büyükbaba ,iş babama gelince esip savururdu,Doğduğum zaman o zamanki moda usule göre,Osmanbeyde,
Yaptırılan Aile apartmanına geçilmiş,Büyükbaba – Babaanne, Hala – Enişte, Büyük Teyze –Büyük Enişte , Bizler ve bir kiracı ve Kapıcı Fatin ve Kocası Recep,çocuksuz Kapıcı ailesi ne tuhaf değimli…?
Kapıcı Fatin hanım da, Halamın kızı Tülay ın bakıcısı,o zamanki deyime göre Dadısı…Bırakmak olmaz onlarda kapıcı olmuşlar,daha sonra anlatacağım Dadı Fatin i, müthiş bir karakter,Büyükbabamın demesiyle, Kastamonu,Cide camiasının, Erkan-ı Harbiye Reisi,her şey ondan sorulur…Bu “Kaymakoğlu”apartmanı ilerleyen senelerde işler kötü gidince tarafımdan satılmıştır.İşler daha da kötü gitmiştir, halen de kötü gitmektedir….

Eskiden mektuplaşılırdı, ayni apartman olsanız bile, kapı çalınır, Recep efendi gelir,annem pusulayı alır,Babama seslenirdi “Zeyyat, name geldi….”Babam eski Türkçe name yi alır okurdu,eğer “Oğlum Zeyyat” diye başlıyorsa mesele yok, “Zeyyat efendi” diye başlıyorsa, genelde şöyle olurdu ,Babam name yi alır yukarı Büyükbabamların dairesine çıkar ve biz aşağıda beklemeye başlardık…Biraz ,aşağı yukarı 15 dakika sonra beklediğimiz olurdu,yukarda vaveyla kopar, bağırışlar yükselir, üstüne bazı şangırtılar eklenir, aydınlıktan Halamla Annem durumu değerlendirirler, yapacak bir şey yoktur beklemekten başka… bekleriz birkaç dakika sonra Babam derin soluyarak,sinirli aşağıya gelir. Zaten bir müddet sonra da Babaannem iner ,Babama ,nasihat vermeye, zavallı ,Babam tarafından kovulmaktan beter edilir, gider,kavga bitmiştir…
Asabiydi Büyükbabam öyle derlerdi, Babamda asabiydi, öyle derlerdi, bende asabi olmuşum bu yüzden.

2
Büyükbabanın Eczacı çıktığı 1905 yılında,
Eczacılara ,o senelerde mecburi hizmet var,Büyükbaba yı da Priştine ye tayin ediyorlar, Askerlik yok,mecburi hizmet 6 yıl.
Devletin Eczanesi, ancak geliri onu idare eden eczacıya ait, vergi sistemini bilmem, ama büyükbaba para kazanıyor, ailesine gönderiyor ve memnun…. “İlk sermayemi eczacılıktan yaptım” derdi.O zamanki eczacılar preparatları ,Havan la kendileri hazırlıyorlar, ilaçfabrikası yok ve herhalde bayağı karlı….
Bu 20 yaşındaki genç eczacı 6 yıl ,26 yaşına kadar Priştine de eczacılık yapıyor,O zaman İttihat ve Terakki cemiyeti çok güçlü ve okumuş gençler arasında katılım yüksek,zaten ister istemez gençler İttihatçı olmak zorunda, mahalle baskısı var,Büyükbaba da İttihatçı oluyor, belkide biraz zoraki,
Derken bir gün bir görev veriliyor kendisine, birde tabanca, ve deniyorki “Falancayı bu tabanca ile vuracaksın Osman bey….”Büyükbaba fena halde panikliyor, o güne kadar bırakın tabanca ile ateş etmek eline bile almışlığı yok.Günlerce düşünüyor, “ben müsait değilim” demek gibi bir durum da sözkonusu değil, Suikast planlandığı gibi yapılacak ve görev tamamlanacak ve başka görevler alınacak.
Uykusuz geçen gecelerin birinde aklına geliyor,komiteye gidip “Ben eczacıyım, nasılsa bir gün bu zat hastalanır, Doktor çağırırlar,Doktorda bir reçete yazacaktır,getirin reçeteyi bana ben bir ilaç hazırlayayım, zat-ı muhterem rahmetlik olsun “diyor.
Kabul ediyorlar teklifi ve az zaman sonra bir reçete geliyor, ve gayeye uygun bir ilaç hazırlanıyor.
Büyükbabanın suikastçı olarak İttihatçılığı fazla sürmüyor.Birgün Eczanede otururken kalfa geliyor,
“Osman bey ,Serezden iki balya pamuk göndermişler size “ diyor. Balya larla birlikte bir not:
“Oğlum Osman ,Pamukları sat ,iki tane Arnavut piştovu al,gönder.Baban”Serez pamuğu kıymetli olduğundan çabuk satılır, Pştovlar alınır ve Selaniğe gönderilir.Bu alışveriş Osman bey mecburi hizmeti dolduruncaya kadar devam eder,Priştine dönüşü, artık sağlam sermayesi olan Osman bey evlenmeye karar verir.Gelin uzak akrabalardan ,daha doğrusu amca torunu Nezaket tir,Ümmühan Nezaket henüz 17 yaşındadır .Evlenirler ve Sereze yerleşirler.Artık Osman bey kardeşi Nurettin ile Manifatura cılık yapmaktadaırlar. O devirde Manifatura mağazalarında , Kumaştan,tuhafiyeye,düğmeden,zücaciyeye tüm ihtiyaç bulunur. Babam Zeyyat 1 yıl sonra dünyaya gelir, Osman beyin Annesi Modistracı Fatma hanım ve Babası Abdurrrahman beyde onlara katılırlar beraberce torun büyütülür.Serezde mutludurlar,Ayni yıl Nurettin Amca nın oğlu Sabih dünyaya gelir,İki elti çok anlaşırlar, severler biribirlerini…
Mutlulukları fazla uzun sürmez, bir sabah Tezgahtar Dimitri iki şapka ile telaşla çıkagelir.”Bulgarlar isyan çıkardı, Beyler Şapka giymeden sokağa çıkmasınlar.” Der.Osman bey ve Nurettin Amca telaşla mağaza ya yollanırlar.Çok geçmeden Bulgar çeteciler mahalleyi basarlar.Evlere girer erkek çocuklaru süngülerler ve malları yağmalamaya başlarlar. Abdurrahman bey evdeki ziynet eşyasını çıplak beline sarar ve Fatma hanımı alarak bir köşeye oturur.Küçük Zeyyat ise ağzı tülbentle kapatılarak yüklükte yatak altlarına saklanır, Yatakların önüne yiyecek malzemesi yığılır ,kilere benzetmek için.
Çeteciler dipçiklerle kapıya vurduklarında bizimkiler hazırdırlar,”Hanım bu evde erkek varmı?”
“Yok,kocam İtalyan muharebesinde öldü,Kör Babamla,Hasta Annem var “ der 18 yaşındaki Nezaket,
Etrafı kolaçan ederler, bir şey yoktur,Fatma hanımın evden kadınlara dikiş diktiği odanın kapısını iter ler, açılmaz, “bir şey yok ki der” Nezaket,çekip giderler.Canları kurtulur,ama Mağaza talan edilmiştir,yapacak bir şeyde yoktur,O akşam toparlanıp asker vagonlarında İstanbul a yola çıkarlar,Artık ne Selanik vardır nede Serez onlar için.Neden sonra tekrar İstanbul da iş kurdukları zaman Fatma hanımın küçük sermayesi onlara ilaç olacaktır…
1917 yılına kadar çeşitli işler yaparlar,ancak harp patlamıştır ve durum gittikçe ciddi bir hal almaktadır.1917 yılında eczacıların orduya çağırıldıkları bildirilir…Osman bey fazla kahraman değil,ne yapacağını kara kara düşünmeye başlar.Tam o sırada Selanikten tanıdığı kendinden büyük bir zatın
İstanbul a Merkez Komutanı olarak tayin edildiğini öğrenir. Olsa olsa ona yardımcı olacak kişi bu zattır.Onu bulup durumu izah edecektir, ve ne yapıp ne yapıp bu askerlik işinden kurtulmayı deneyecektir.Sabah ilk işi eski püskü elbiseleri giyip Merkez komutanlığı na gitmek olur.Komutan henüz gelmemiştir ve heryer ana baba günüdür.Kapının kenarına çömelir ve beklemeye başlar.Neden sonra Komutan gelir, yanından geçerken Osman bey çizmelerine sarılır,Komutan şaşırır, tanır onu
“Osman ne işin var burada der,gel içeri…”Osman bey Askere çağrıldığını ,Verem olduğunu, çalışamadığını,eğer giderse ,perişan olacağını,aksi takdirde iki çocuğa kimlerin bakacağını, anlatır”
“Merak etme Osman “ der Kumandan “Sana bir tebdil hava yazarız, gidersin .”

Derhal harekete geçerler,Zeyyat yedi yaşında, Halam Beria ise daha henüz 3 yaşındadır.
Budapeşte ye doğru yola çıkarlar trenle,Halam Beria Macaristan daki günleri hatırlamaz,döndüklerin-
de halen 8-9 yaşındadır.Babam ise ya gerçekten hatırlamadığından ya da yatılı okuldaki Macar disiplininden bunaldığından hatırlamak dahi istemez, halbuki döndüklerinde eni konu 12 – 13 yaşındadır ancak ,hiç söz etmez Macaristan dan.
Neden sonra Budapeşte döneminin detaylarını Babaannemden dinledim “ Baban su gibi Macarca konuşurdu,hatta Çardaş Fürstin operetinde baştan sona kadar bize tercüme etmişti, biz o zamanlar henüz Macarcayı tam kavrayamamıştık” derdi. Bunları Babaannemden öğrendikten sonra bir gün Babama “ Sen istersen Macarcayı çok kısa bir zamanda tekrar konuşabilirsin “ demiştim.O da ağzını bükmüştü,konuşupta ne olacak gibilerinden, anlardım…

Budapeşte deki Avrupai hayat tarzına çok çabuk uyum gösterirler,Büyükbaba Osman bey Türkiye den Kuruyemiş, İncir, üzüm gibi bazı mallar getirtmekte, İstanbul a da ihtiyaç maddelerini göndermektedir.
İthalat ve İhracat…
(3)
Budapeşte o devirde aristokrat bir şehirdir, Macaristan,İmparatorluktan(Avusturya – Macaristan İmparatorluğu) kopmuş kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmaktadır,orta Avrupa nın en çekici şehirlerinden biridir.
Eve Hizmetçi alınmaya karar verilir ve gelenler muhakkak yanlarında bonservis karneleriyle gelirler.Daha sonra Nezaket hanım Macarcayı eve gelen hizmetçi kızlardan öğrendiğini itiraf eder,hem çok güzel hemde çok beceriklidirler,Nezaket hanım daha sonraları bizlere pişirdiği Macar çorbaları,Macar yemeklerini onlardan öğrenir.
Küçük bir çocukken, bazen Büyükbaba ve Babaanne durup yabancı bir dil konuşurlardı aralarında ,anlamıyalım diye,bazen kavgalarını da bu dille yaparlardı kendi aralarında…”Nemlehet Osman…”hatırımda kalan ,anlamazdım,neden sonra Saniye nin Yeğeni Ediz bir Macar kızınla (Noemi)
Evlenip yan dairemize taşındıklarında öğrenmiştim ne anlama geldiğini.”Olamaz Osman…” ne de kibarlarmış….
Bir de Babaannemin, “ Jebembe Alma Van” cümlesi ile bana Macarca öğretmesi, ve Türkçe ile ne kadar benzer yanları olduğu Macarcanın.Bu da “ Cebimde Elma Var” demekmiş.Vay be ne ilginç,” Acaba bende kolaycacık, Babamın yaptığı gibi Macarca öğrenebilirmiyim.?” Diye düşündüğüm olmuştur.
“Bir taraf Buda ,karşı taraf Peşte, biz Buda da otururduk iyi bir muhitte…Arasından Tuna akar.Şehrin ortasın da kocaman bir monument vardır, Macar atlısı, Türk bayrağını çiğniyor.Şehire bir Türk kafilesi geldiğinde üstünü kapatırlardı.”diye anlatırdı Babaanne, Ne zarif insanlar, protesto, bombalama,suikast filan yokmu ozaman yoksa adamlar biraz saf mı ne?
Sonra ,”Ahşap Parke Caddeler vardı.” Diye anlatırdı Babaannem, bu kısmını anlamazdım, Ahşap Parke Caddeler….Ahşap Parke Caddeler…. Pahalı bir şey .Evde annemin parkelere bu kadar özen gösterip, su damlamasına bile kıyamadığı zamanda, Budapeşte de Ahşap Parke Caddeler….Aşmışlar canım….
Arada Almanya ya giderler, “Kürbad” a tedavi amacıyla kurulmuş bir takım Sanatoryumlar veya Sağlık merkezleri , o zamanlar avrupada çok revaçta olan,açık havada jimlastik, yürüyüş, Termal banyolar, sağlıklı beslenme .
İstanbul da o zaman en modern kadınlar bile sıkma baş ile dolaşırken, ailece Balaton gölü kıyılarında tatiller, Osman bey ve Nezaket hanım yün mayoları içersinde…çoluk çocuk yüzme sporu yaparlar, fotograflar arşivde mevcut…
Bu geziler biraz da Nezaket hanımın sağlık durumuna endeksli,biraz sık ve çeşitli hastalıklar geçirdiğinden, tedavi amaçlı…”Bu Annene (Babaanne demek istiyor) dünyanın parasını harcadım, iyileşsin diye, O beni sinir hastası yaptı.” Derdi Büyükbaba, arkasından ilave ederdi “Sinir Sitrat de Nezaket….”

Devamı Haftaya…..
Selim Kaymakoğlu Ekim 2008

Haşa Forward değil, Kurufasulye tarifi....


02.Ekim. 2008 saat 11.10
Balkona sigara içmeye gidiyorum…
Fasulyeler akşam dan suya kondu,kaynıyor,kahvaltı hazırlandı,bulaşık yıkandı,elektrik süpürgesi çalıştırldı,Saniye nin cevizli yoğurdu verildi, kahvesi yapıldı….
Balkonda sigara içildi, Fasulyeler kaynıyor, tüm yaşam bir kez daha, ele alındı mutadı üzere…
Ayıklandı,tartıldı, pişirildi, suyu imbiklerden geçirildi, içildi….Acı – Tatlı bir su….İçmeden olmaz …içincede tadı kötü…

Kurufasulyeyi düdüklüde yapmıyorum… Helmeleniyor.Haşladıktan sonra sudan geçiriyorum,bolca soğanı kavurup salça ilave ediyorum,fasulyeleri de tencereye koyuyorum, tuz,kara biber, kırmızı biber,az, suyu ilave edip kaynatıyorum, diri bırakıyorum… akşama kadar kıvamını buluyor….etsiz….
Düdüklüde kıvam tutmuyor ,çok pişiyor….Sonra pilavı yapması kolay,fırsat bulursam Beşiktaş tan turşu alırım,Kabalcı Kitabevinin arkası….
Yarın Saniye nin tedavi günü, öğlen gidilecek…. Muayene, son raporun yorumu…. Belki yeni düzen ,yeni kür,yeni ilaçlar…

Pilav için pirinç iyice olsun yeter,basmatiymiş,yasminmiş önemli değil, bildiğimiz baldo…. Heryerde satılır, ama suda çok bırakıyorum, beyaz suyu çıkıncaya kadar…. Su berraklaşıncaya kadar…
Tereyağ ile yapıyorum, kavuruyorum pirinçleri, rendelenmiş domates,tuz,karabiber, göz göz oluncaya kadar kaynıyor, su bire iki….
Afiyet olsun….. Buyrun beraber yiyelim….Tek başına boğazımızdan geçmez…..
Şunla bitirelim….

Yaşlılık Demek İllede Bilgelik Demek Değildir…
Doğrudur Bazı Şaraplar Yıllandıkça Güzelleşir
Ama İyi Üzümlerden Yapılmışsa…
ABIGAIL VAN BUREN

Paslanıp, Haslanmışım....

Kokusunu saklamıştım haspanın ,avuçlarımda, iç fanilamda,

Taa ki yıkanınca, paklanıncaya kadar, dudaklarım yanıyor, kulağım kirişte…

Gözümün önünde ölesiye parlak memeler,kalçalar,terli eller in yosunu,

Başım ağrıyor,düşünemiyorum,başım hala kucaklarda…

Tozlu sokaklardan geçtim, geçmekteyimde,ayaklarımın altı nasır,

Yalınayak yürümekten,

Yürürken yüksünmeyerekten,

Tühhh, tükürememekten,

Puslu sabahlarda kalktım, çıktım,isli-paslı yollara,yollardayım,

Kahveler daha açmadan, gazeteler çıkmadan,yollar bozulmadan,

Ayak tırnaklarım uzadı,

Eğilip,bükülüpte, kesememekten…

Koku kaldı, yadigar, buzdolabında parfüm şişesi gibi…

Ortada esvab- suret kalmadı,nerdeyse hayal kalmadı,mahut şişeden maada…..

(Belki DEVAM ederim, )


Hatırladıklarım...



HATIRLADIKLARIM…. 1

SABAH KALKINCA

Kış, muhtemelen okula yeni başlamışım, herkesden önce gazeteye bakmak istememden,veya tek başına kalkınca kendi başıma oyalanmayı becerebildiğimden anlıyoruz bunu.

Terliklerimi giyiyorum, üstü deri, altı kösele, giyilmekten derileri kavrulmuş, zaten çok yeni olanlar işe yaramaz… hem kayar hemde sert olur, evde veya merdivenlerde takır takır , rahat yürütmez insanı, yalnız bir zaman sonra terliklerin eskidiğine hükmeden Annem yeni terliklerle gelir ve eskilerini atar ve azap yeniden başlar, ondan dolayıdırki seneler sonra çıkan altı lastik ,üstü kumaş veya yumuşak deri ucuz terliklerlre çok rahat etmişimdir…

Ağbim uyumaktadır , benden hayli büyüktür, 6 yaş kadar, her şeyi bilir ve çok orijinal şeyler yapar, hem çok akıllı, hemde çok yeteneklidir.Babama göre ,ve sonra benimde takdir ettiğim gibi, futbola çok kabiliyetlidir.Ama korkarım ondan, aramız iyidir, ama bazen benle dalga geçer.Gururluyum,ağlarım.Bazen de beni gıdıklar veya şakalarıyla güldürür.O zaman çok severim onu, peşinden ayrılmam… Ama sonunda kovalar beni.Yine ağlarım….İlerleyen zamanlarda ,arkadaşlarıyla takılırken, ve beni yanına almayı redettiği zamanlarda evde , onlara katılabilmek için çeşitli hilelere başvururum,Ağlarım en başta ,bu Babamın kafasını şişirmek için uygun yöntemdir,Tabii o zamanlar cep telefonu olmadığından, Babam Ağbime hitaben bir pusula yazar, yanına alsın diye,bunun da riskleri vardır ama olsun,yine de kabulüm… Riskler şunlar,yalnız Ağbim tarafından değil, onun arkadaşları tarafındada alaya alınmak, hafiften aşağılanmak,dalga geçilmek ki bütün bunlar onların hafızalarına yer ettiğinden, bu işkence yıllarca da sürebilir.Olsun, razıyım, yeterki onların arasında sessizce oturayım,dinleyeyim, benden bir şey isterlerse koşarak yerine getireyim, emirlerinde olayım, yeterki orda olayım ve bu benden çok büyük,(Ağbim ve arkadaşları o zaman olsa olsa 11 – 12 yaşlarında)çok tecrübeli, bana göre feleğin çenberinden geçmiş, oğlanların kendi aralarında paylaştıkları macera lara kulak misafiri olarak görgü ve tecrübelerimi arttırabileyim.

Pusulayı aldığım gibi koşarak, dörtnala giderim, nerde olduklarını bilirim, gider ve pusulayı uzatırım,

“Ne ulan bu ? “ der bana cevap vermem, okumasını beklerim, sorarlar arkadaşları “ O ne be Hasan?”

“Hiç “ der Ağbim , sonra devam ederler , maceraları anlatmaya bazen unutulurum hemencecik, bazen de yukarda bahsi geçtiği gibi takılırlar… Yüzüm kızarır ama orda katiyen ağlamam….

Yataktan kalkınca ve terlikleri giyince,yavaşça odadan çıkarım,Eğer orta odanın kapısı kapalı ise Nevhis Teyzemin akşam bizde kaldığını anlarım, Teyzem bekardır ve bizleri çok sever, Hasan ve Cahite çok emeği geçmiştir, harp yıllarında …Aslında Nenemlerle oturur ama yazları sayfiyede ve Kışları hafta sonları bizde kalır. Çok sevinirim,Babamın gazabından beni kollayacak olan eleman sayısı çoğalmiştır.Hem şımartır hemde terbiye eder, Annem in biraz daha hoşgörülüsü dür.Ama bilirimki Anne başkadır.

Bütün yatak odaları kapalı olduğuna göre gidecek sadece, Mutfak ki evde kendi odasında yatan

Hizmetçi de kalkmamıştır,ve salon vardır , dolaşırım ve seğirtirim yavaşça, kalktığım belli olmasın, her an birisi ortaya çıkıp bana hükmeder, buyurur, veya azarlayabilir.

Fazla da vaktim olmadığını bilirim,nerdeyse kalkarlar .İlk önce Mutfağa bir göz atarım, bazen bankonun üstünde esrarengiz bir paket olabilir, eğer öyleyse, hemen hayecanla ve dikkatlice açarım,merak işte,gerçi sonradan tüm bu açtığım ve dikkatlice tekrar sardığım paketler Annem tarafından hemencecik anlaşılır ve azar işitirim ama,dayanamam .Bu paketlerin içinden gerçekten ilgimi çeken bir şey çıktığına hiç rastlamadım,olsun heyecanlidır onları açmak hiç belli olmaz bakarsın ilginç bir şeyle karşılaşabilirim.Ama bazen hiçbirşey olmaz mutfak bankosunun üstünde,koridordan yavaşça Salon un camlı kapılarına doğru seğirtirim sessizce, Her seferinde olduğu gibi,korkularım la yüzleşmek ten çekinmem, tedbirsiz ve ısrarla teredüd etmeden salon kapısını açarım ,ama o tarafa hiç bakmam, yemek odası tarafına doğru yönelirim, ve gerçekten yeteri kadar uzak olduğuna kanaat getirince şöyle omuzum üzerinden bir göz atarım.

Bana bakmaktadırlar, yemek masaının etrafında bir tur atarım, tekrar onlara göz atarım bakmaktadırlar,ama yavaşça anlarımki bende alışmaya başlıyorum, aniden tüm cesaretimle göz göze geliriz, hiçte bir şey olmaz, kıpırdamadan bakarlar… bakarlar bu sefer oturma odasına geçerim onlara en uzak noktadan eh biraz da yaklaşmış olurum, gerçekten hiç bir şeycik olmaz ,Derken yanlarından geçerim, turumu tamamlamışımdır, salondaki Lanbaderlerin küçük tuhaf bakışlı ,bronz heykelciklerine karşın zaferle ve kendime güvenle yanlarından geçerim, apartman kapısını açar ve aşağıya Apartman girişine yukardan eğilerek göz atarım, Gazeteler gelmişmi diye ,gelmişlerse inanın Apartmanda ilk Hürriyet gazetesine ben bakarım, İner alır ve bir koşu yukarı çıkarım, yere uzanır ve bakarım, bakarım,…

Öyle dalmışımki zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmam,neden sonra Nevhis Teyzemin sesiyle kendime gelirim.” Selamet ,Lop yumurta isitiyormusun? “ evet istiyorum, aslında hiç istemiyorum ama böyle şeyler söylenmez. Lop yumurta yememe lüksüm yok….Bana Selamet der Teyzem,Aslında

Geceleri “Selamet” gündüzleri “ Melanet” gibi uzun bir lakabım var.Ağbime “Konsolos” ortanca ağbim Cahite de “Kabzımal” ismini uygun görmüştür, Şükrü Ağbi Babama da nedense “Rudolfo Zeyyat “der.Herkezin karakterine uygun ismlerdir diye düşünmüşümdür sonraları.

Ben melanetimdir gündüzleri,Huysuz, sinirli, muzır ,hep muzır oğlan der Annem… Ama geceleri uykuya yatınca, “Selamet” .Hasan Ağbim dengeli, terbiyeli, uyumludur, herkesle iyi geçinir, terbiyeli güzel çocuktur, Babamı bile idare eder, en iyi o uyutur…Lakabı haliyle fazlasıyla hak eder….Bütün bu lakapların analmı vardır, ancak Babamınkini öğrenmeye fırsatım olmadığını, yeterli araştırmayı yapmamış olmaktan dolayı, kendime kızdığımı hatta halen kızmakta olduğumu itiraf etmem gerek.

Adolfo, isimli bir kahraman kim olsa gerek? Film artistimi,? Roman kahramanımı? Yoksa Şükrü Ağbi nin (Eski Beşiktaşlı futbolcu “Bombacı”Şükrü Gülesin) İtalya da karşılaşıp dost olduğu birisimi?Bilemem… bunları sorup öğrenebileceğim kimse yok.Acaba Hasan veya Cahit bu konuda

bildikleri bir şey varmı? Sormam lazım….En son taktığı isim ,bizim yanımızda çalışan, Cide li Ayşe ye taktığı isimdi ,”Do rothy Lamour Ayşe…”Rahmetli ,babamın lafla baş edemediği nadir insanlardandı….

Birde Affan enişteye “Kel Zampara “ derdi, iltifatmış gibi algılanırdı bu da,ençok Affan Enişte tarafından,keh ,keh gülerdi seninki “kel Zampara “lafını duyunca….Gerçekte buydu,hem kel hemde zamparaydı bizim Affan enişte.

Devem etmek lazım….